NE ŞİMDİ BU?

Pozitivist olmak kolay değil. Çok fazla derdim, yanıtlayamadığım sorularım var. Hem neyi niye dert ettiğimi anlatmak hem de nasıl yaşamam gerektiğine dair eşe dosta akıl danışmak için yazıyorum bunları.

Mantıkçı pozitivistlerin 1929 manifestosu şöyle der:

Bilimde “derinlikler” yoktur; her yerde yüzey vardır: tüm deneyim, her zaman güzelce düzenlenemeyecek ve genellikle yalnızca kısmen kavranabilecek karmaşık bir ağ oluşturur. Her şey insanın erişimindedir ve insan her şeyin ölçüsüdür.

Bundan yola çıkarak, “atkının ontolojik statüsü”nden bahsetmeyi gereksiz felsefe yapmak olarak görüyorum. Benim derdim “evden çıkarken atkımı alsam mı almasam mı?” sorusundan ibaret. Zira almayıp üşümek ya da alıp sonra da elimde taşımak istemiyorum. Sorularım derin değil yüzeysel.

Yalnız bu soruyu hemen kolay diye itmeyin kenara. Yanıt her zaman termometreye bakılarak bulunamaz. Birinin politik bir simge olarak atkı taktığını ve sonra polis tarafından işkenceyle öldürüldüğünü düşünün. O zaman atkının işlevi değişir, atkı takmanın anlamı da değişir. Peki bu öldürülen kişinin politik duruşundan da tiksindiğinizi varsayalım. Ne olacak şimdi? O nedenle bu sorularımın anlamının bağlamlarında yattığını vurgulamak için sıklıkla “yalnızca kısmen kavrayabildiğim karmaşık bir ağ”dan söz edeceğim. Bu blogun bu yüzden böyle bir alt başlığı var: “Anlam ve Bağlam Üzerine Güzellemeler.”

Şimdilik 4+1 ana başlığım var. Meta, “bunu niye yapıyorum?” gibi blogu sorgulayan dertlerim. Anlam ve Bağlam, tarih içinde bağlamı değiştikçe anlamı çok ciddi değişen tümcelerden örnekler içeriyor. Tanım, ya teknik bir terimin yanlış anlaşılmasını engellemek için anlamının örneklerle açıklamasından ya da pozitivizmin de pek sevdiği kavram analizi yöntemiyle gündelik sözcüklerin didiklenmesinden oluşuyor. Son olarak Ne yapmalı? bölümü var. Bu bölüm, nasıl kusursuz olacağımı değil ama nasıl yüzüm daha az kızararak yaşayabileceğimi ararken tüm bu felsefi dırdırın bir işe yarayıp yaramadığını araştırmak için var. Atkı üzerine genel evrensel ilkeler yazmaya değil, verili bir bağlamda nasıl davranacağımı yazmaya çalışacağım o bölüme.

Söz konusu karmaşık ağ “her zaman güzelce düzenlenebilir” değil. O nedenle belki yeni başlıklar açarım, belki bunlar kaynaşır. Şimdiden bir Hiçbiri kutusu yaptım. Acemi blogcunuzu mazur görünüz.

Bazen retorik sorular soracağım. Ama şurası kesin: Bunları “ben doğruları buldum gelin sizi aydınlatayım” diye yazmıyorum. Birileri okur da tekrar düşünmem gereken yerleri gösterir umuduyla yazıyorum. Tüm sormaya değer sorularımın yanıtı olduğunu düşünsem de, bu yanıtı tek başıma bulabileceğimi hiç düşünmedim. “İnsan her şeyin ölçüsüdür” derken sözü edilen insan ben bizzat kendim değil. İnsanlık.

Öpücükler.

Advertisements